Yeniden Düzenleme Aracı Olarak: Laiklik

Ocak ayında Charlie Hebdo dergisine karşı yapılan saldırılar Fransa başta olmak üzere birçok yerde sekülerizm ve ifade özgürlüğü kavramlarını yeniden gündeme getirdi. Türkiye’de ise Charlie Hebdo’ya karşı yapılan saldırılardan önce laiklik tartışması son yıllardaki en yüksek noktasına varmıştı. Solda yer alan yazarların laiklik ile ilgili yazıları önemli gazetelerin köşelerinde yerini aldı. Sadece sol düşünürler değil liberal kesimde de sekülerizm üzerine yazı ve tartışmalar bilimsel toplantılarda ve gazetelerde yer almaya başladı. Charlie Hebdo saldırısı ise tüm bu tartışmaları daha da körükledi.

Bu gelişmeler etrafında bu yazının ana konusu şekillenmektedir. Laikliğe ihtiyacımız var mı? Varsa neden? Laiklik yeniden mi yorumlanmalıdır? Barış içinde yaşayan adil bir toplum kurgumuz var mıdır?

İlk olarak bütün toplumların farklılıklar taşıdığını ve bunun insanlığın doğasından kaynaklandığını kabul edelim. Ancak, farklılıklar; eşitsizlik getiren ve/veya eşitsizliği tahkim eden siyasi, hukuki, iktisadi ya da kültürel bir düzenlemenin konusu yapılamaz. Türkiye toplumu olarak hem farklılıkların kabulünde hem de eşitsizliklerin sürekli tahkimi konusunda büyük sorunlarımız var.

Sekülerizmi varsayımıyla tanıyalım. Sekülerizmin en önemli varsayımlarından biri kurumsal ayrışmadır. Bundan kasıt, din-politika-ekonomi kurumlarının tarihsel süreç içerisinde kendine ait alanları olmasıdır. Bunun özellikle Türkiye toplumu adına çok önemli bir gelişme olacağını düşünüyoruz. Türkiye’de din ve devlet kurumları birbirinden hiç bir zaman ayrılmadı. Ayrıca, tepeden inmeci bir metod ile geldi. Peki, neden kurumlar ayrılığına ihtiyacımız var? Din ve siyasetin kurumsal ayrılığı, söylemler ayrılığını ve politik ayrılmayı getirecektir. Din, söylemi gereği mutlaktır. Siyasetin mutlakiyetiyle bu birleşince toplumsal yaşamın bütün renkleri solmakta ve sadece bu füzyonun bağları yaşayabilmektedir.

Sekülerizm; uzun erimli bir toplumsal yeniden düzenleme gerektirmektedir. Bir toplumun seküler düzenlenişi eğitim de dahil olmak üzere tüm kamu politikalarının ve hukukunun belirli bir hayat tarzına göre değil fakat eşit vatandaşlık anlayışı üzerine kurulu olmasıdır. Kararlar eşit vatandaşlık temelinde değil de, belirli bir yaşam tarzının emir, ödev ve sorumlulukları gibi olursa bu toplumda yozlaşma ve kutuplaşma durdurulamaz bir gelişme olur. Bu yeniden düzenlemede sekülerizm önemli bir araç olarak durduğu için ona ihtiyacımız vardır.

Peki laiklik yeniden mi yorumlanmalıdır? Evet. Çünkü Türkiye’de bilinen haliyle laiklik dışlayıcıdır. Bu batıya ait bir kavramdır ve bizim gibi doğulu ya da arafta kalmış toplumların sosyal gerçekliğini karşılamaz görüşü hâkimdir. Bu özcü bir yaklaşımdır ve reddedilmesi gerekir. Özcülük bir maddenin doğasındaki bir özellikten ötürü maddenin tümünü o özellikle anmak ve diğer bütün özellikleri reddetmektir. Hâlbuki bir özcülük olacaksa, farklılıklarımızın oluşu, eşitsizlik içerisinde yaşayamayacağımız gibi bir öz kabullenilmelidir.

Yeniden yorumlanması gereken laiklikte bazı temel tespitler önem arz etmektedir. Hindistan’lı araştırmacı Rajeev Bhargava, laiklik tartışmasıyla ilgili olarak “Sekülerizmin erken tarihini oluşturan batıdır ancak onun geç tarihini oluşturan ve yönlendiren doğudur.” der. Buradan şöyle bir sonuç çıkmakta, erken dönem sekülerizm tartışmaları Avrupanın geçmiş zaman diliminde din-devlet-birey sorunu çözdüğünü ifade eder. Öte yandan batı dışı toplumlar bu sorunla uzun yıllardır baş etmekte, deneyimlemekte ve bugün batıdan daha hazır bir repertuar sunmaktadır. Burada farklı modelleri incelemek ve yeniden çağımız gerçekleri doğrultusunda yorumlamak ve tartışmaya açmak elzemdir. Farklı modeller arasında Hindistan, İngiltere, Birleşik Devletler sayılabilir.

Türkiye laikliği ise tepeden inmeci, halk katında karşılığı olmayan, elitler arası planlanmış ve devletçi öz taşımıştır. Literatürde, Türkiye ve Fransız modelleri benzer görülmesine rağmen hayati bir fark barındırmaktadır. Laiklik Fransa’da halkın talebiyle kiliseye karşı tarihsel mücadelenin sonucunda gelişmiştir. Ancak aynı kavram bizde halkın müdahil olmadığı yollarla hızlandırılmış ve belki de halk buna hazır olmasına rağmen devre dışı bırakılmış ve siyaset dışı kalmıştır. Siyaset dışı kalmak ve baskılanmak yaralarını uzun yıllar kapatamayacağımız sonuçlara sebebiyet vermiştir.

Türkiye’nin bir laiklik sorunu hep vardı. Bugün bu tersten yaşanmaktadır. Dün laiklik baskılarken bugün laiklik baskılanmaktadır. Esas olan burada baskılamadır ve siyaset dışı bırakmadır. Öte yandan bu ikisine karşı çözüm ikisinin de aynı kamusal alanda söz sahibi olduğu ve birbiriyle tartışmaya girebildiği birbirlerinden bir şeyler öğrendiği ve karar verici konumda olanların da hiç bir yaşam tarzı doğrultusunda değil fakat ortak bir form içinde karar vermeleridir. Toplumu yönlendirecek formu belirleme ve onu bir anda şekillendirme isteği özellikle Türkiye’nin aceleci, sığ ve ister istemez manipulatif aydın geleneğinden geliyor. Bu tür talepler de haliyle sosyal gerçeklikte yerini bulmuyor. Bulmadığı gibi zarar veriyor.

Sonuç olarak, ülkemizde eğitim politikalarıyla gündeme gelen Charlie Hebdo saldırısıyla yeniden tartışma alanı bulan laiklik bütün yönleriyle tartışılmalıdır. Sekülerizm; beraber bir arada adil bir toplumun eşit ve özgür vatandaşları olarak yaşamamız için bir yol sunmaktadır. Baskı yerine birbirinden öğrenmeyi, birbirinin ifadesine saygı duymayı ve tekçi görüşlerdense çeşitliliği esas alan bir düzenleme aracıdır. Bu alanı salt politik ve stratejik sebeplerle dolduramayacağımız gibi bu sebeplerle de terk edemeyiz. Son olarak Türkiye laikliğinin geçmişteki başarısızlıkları ve yaşattığı acıların faturasını bu jenerasyon ödememelidir. Her jenerasyon kendi koşullarını ve taleplerini yaratır. Bizim jenerasyonumuzun talebi eşitlik ve özgürlük temelinde yükselen kapsayıcı seküler demokrasidir.

 

Alphan Telek

alphantelek@ps-europe.org

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

x

Check Also

Ortadoğu'da Değişen Dinamikler

Ortadoğu’da Değişen Dinamikler: Rejim, Siyaset, Toplumsal Yapı

Avrupa Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü (PS:EUROPE) ve Özyeğin Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü ortaklığıyla düzenlenen ...

Din-Toplum-Devlet İlişkileri: Laiklik ve Demokrasi

Din-Toplum-Devlet İlişkileri: Laiklik ve Demokrasi

Friedrich-Ebert-Stiftung Türkiye Temsilciliğinin ortaklığıyla düzenlediğimiz “Din-Toplum-Devlet İlişkileri: Laiklik ve Demokrasi” başlıklı seminer, çeşitli siyasal partiler ...

Akademik Yazım Atölyesi gerçekleştirdik!

PS:EUROPE 2017 bahar döneminin ilk sertifika programı olan Akademik Yazım Atölyesi’ni 11 Mart 2017 tarihinde ...

Akademik Yazım Atölyesi Başvuruları Başladı!

Avusturya merkezli, Avrupa Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü (PS:EUROPE), 2017 bahar döneminin ilk sertifika programını ...

PS:EUROPE Tea Talks #1

PS:EUROPE Tea Talks serisinin ilki 23 Şubat 2017 tarihinde Türkiye’nin saygın akademisyenleri ve genç sosyal ...

“Bilgi Kirliliği” Gölgesinde Anayasa Referandumu: Yanlışlar ve Doğrular Neler?

Anayasacılık tarihimizde kara bir sayfayı işgal edecek önemli bir kırılma döneminden geçiyoruz. Anayasa değişikliği süreci ...

Brown Bag “Küreselleşme ve Liberalizmin Geleceğini Düşünmek” Raporu

PS:EUROPE olarak gerçekleştirdiğimiz 5. Brown Bag toplantımızda güncel koşulların küresel, bölgesel ve ulusal düzeylerdeki neden ...