Batılı Zihinde “Öteki”yi Kurgulamak: Medyanın İslam Tasviri

Kendini İslamcı olarak tanımlayan Kuvayşi kardeşlerin İslam peygamberinin karikatürlerini yayınladıkları gerekçesiyle Charlie Hebdo dergisine yaptıkları kanlı saldırının ardından İslam bir kez daha tartışmaların odağı haline geldi. Açılan tartışmalardan en önemlilerinden biri milyonlarca Müslümanın yaşadığı (hatta yurttaşlık sahibi olduğu) Avrupa ve Amerika’da Müslüman karşıtlığının (İslamofobi) yükselmesi olasılığı üzerineydi.

Özetlersek İslamofobi İslam’a, bu dinin mensuplarına, bu dinle özdeşleştirilen Ortadoğu’ya ve Araplara yönelik ırkçı bir korkudur. Bu tavrın temelinde, Müslümanları -çoğu kez aynı ülkenin hukuken eşit yurttaşları olup olmamaları durumundan bağımsız olarak- “biz”den olmayan hatta “biz” algısının düşmanı/öteki olarak algılamak yatar. Bugün İslamofobi olarak adlandırdığımız bu ırkçı korkunun geniş kitlelerce benimsenmesinde Batı medyasının rolü yadsınamaz. Özellikle Soğuk Savaş sürecinin bitmesiyle birlikte kendini İslamcı olarak tanımlayan grupların üstlendiği terör saldırılarının dünya medyasının gündemine oturması dikkatleri radikal İslamcı terörün üzerine çeker. Ancak bugün neredeyse kronikleşen İslamofobi’nin temelleri çok daha eskiye dayanır. Sosyal bilimler literatürüne bakarsak bu korkunun temelini 19. yüzyıl Avrupa modernitesinin yarattığı zihin yapısında ve bu zihnin ürettiği toplumsal kontrol mekanizmalarında aramak sorunun köküne inmemiz açısından daha doğru olur.

Oryantalizm (Şarkiyatçılık) kavramını literatüre kazandıran Edward W. Said’e göre bu kavram modern Avrupa’nın sömürgeci tarihine dayanır. “Batı” ile “Doğu” arasındaki asimetrik güç ilişkilerine dayalı bu tarih, Batı kültürünün Doğu’ya ve onunla doğrudan ilişkilendirdiği İslam’a sistematik olarak uyguladığı, Doğu’yu kendisinden tamamen farklı ve aşağı konumdaki bir “Öteki” olarak tasarladığı çok kapsamlı bir düşünce ve ifade biçimi olan Oryantalizm’i doğurur (Said, 2003). Bu noktada Foucault’dan yararlanan Said, Oryantalizm’in çıkışını modern çağda “güç” ve “bilgi” arasında kurulan ilişkiye dayandırır. Buna göre gücün sahibi elinde bulundurduğu toplumsal kontrol mekanizmalarıyla (medya, okul, hapishane, ordu, yargı vd.) bilgiyi üretir ve bu sırada objesine dair algıyı şekillendirir. Bu açıdan Batı, üzerinde sömürgeci tahakküm kurduğu Doğu’ya dair modern yöntemlerle bilgi üretirken, “Doğu” algısına biçim verir. Bunu yaparken aralarındaki güç asimetrisinden faydalanarak Doğu’yu Batı’nın anti-tezi olarak tasarlar. Dahası Batı, Doğu’yu kendisinin zıttı olarak kurgularken aynı anda “Biz”in sınırlarına ve onun hayali özüne dair bir tanımlamaya giderek algısal bir “Biz-Onlar” ayrımını yerleştirme çabasına girer. Bu karşıtlık temelli tanımlamada “Biz” doğal olarak ve tamamen iyi olarak kurgulanırken, “Biz”den olmayan “Onlar” doğası gereği kötü olarak sunulur. Bu şekilde inşa edilen “Batı” ve “Doğu/İslam” değişmez özlere indirgenir. Batı medyasının sıkça yararlandığı bu yaklaşım ortalama bir medya tüketicisinin İslam’ı terörle ilişkilendirmesini kolaylaştırarak onu bir fobi sebebi yapar.

Batı, kendi değişmez özünü “iyi” olarak kodlarken, ötekisi olarak belirlediği “Doğu”yu kötü olarak sabitlemeye çalışır. Dolayısıyla, “Biz”in içindeki kötü örnekler (katiller, tecavüzcüler, silahlı saldırganlar vs.) bireysel cinnet vak’aları olarak sunulurken, “Onlar”dan çıkan “kötülükler” tüm topluluğa mal edilir. Onun için medya, Norveç’te çokkültürlülüğe ve Müslüman göçmenlere karşı olduğu için okul basıp 77 cana kıyan Breivik’in dini kimliğine odaklanmaz ancak radikal İslamcı terör olaylarını açıklarken 7. yüzyıl İslami pratiklerini referans göstererek İslam’ın özünde saldırgan olduğunu iddia edebilir ve bir grup radikalin vahşetinin sorumluluğunu tüm Müslümanlara yükleyebilir.

Sömürgecilikle birlikte Doğu’ya ve İslam’a karşı filizlenen bu dışlayıcı düşünce sistemi, Filistin-İsrail çatışma sürecinde medyanın -özellikle 1987’de başlayan Birinci İntifada’ya kadar- sunduğu “saldırgan Arap” resmiyle iyice pekişir ve SSCB’nin çöküşünün ardından “kızıl tehdit”in yerini “yeşil tehdit”in aldığı fikri yaygınlaşarak kronik bir “İslam korkusu”na evrilir. 11 Eylül Olayları ve Saddam’ı etkisiz hale getirmek bahanesiyle başlatılan Irak işgali Batı’daki İslamofobi’yi körükler. Arap Baharı bu imajı bir nebze düzelttiyse bile çıkan halk isyanlarının çoğunlukla siyasal İslamcıların kontrolüne girmesi bu olumlu havayı tersine çevirir. Suriye’deki iç savaşta ortaya çıkan cani radikal İslamcı örgütlerin kanlı eylemleriyse Müslüman karşıtlığını doruğa taşır. Charlie Hebdo katliamıysa İslamla ilgili mevcut tartışmaların iyice derinleşmesine sebep olur. Kısacası, 11 Eylül 2001’den bu yana artan radikal İslamcı terör, yıllardan beri negatif olarak kodlanan Doğu/İslam algısını pekiştirir ve Müslümanları büsbütün kuşku duyulan öznelere dönüştürür.  

Sonuç olarak, İslamofobi’nin temelleri İslamcı terör örgütlerinin çok öncesinde, Avrupa’nın sömürgecilik tarihinde atılır. Batılı öznenin kendini üstün ve iyi, kolonisinde karşılaştığı Doğu ve İslam’ıysa ilkel ve kötü olarak kodladığı bu dönemde “Biz” ve “Öteki”nin sınırları çizilir. Batı’nın bu önyargılı Doğu/İslam algısı, Filistin-İsrail çatışmalarında Batı medyasının ağırlıkla takındığı Filistin karşıtı tavırla belirginleşir ve 1990lardan itibaren radikal İslamcı terör saldırılarıyla Müslümanlara karşı geliştirilen belirgin bir korku halini alır. Bunda medyanın rolünü kavrayabilmek için es geçilmemesi gereken nokta medyanın yıllardan beri İslam’a karşı dünya üzerindeki başka hiçbir dini ve kültürel gruba kullanmayı düşünemeyeceği kadar genellemeci, sorumsuz ve ayrımcı bir söylem geliştirmesidir (Said 1997). 

Didem Seyis

didemseyis@ps-europe.org

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

x

Check Also

Ortadoğu'da Değişen Dinamikler

Ortadoğu’da Değişen Dinamikler: Rejim, Siyaset, Toplumsal Yapı

Avrupa Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü (PS:EUROPE) ve Özyeğin Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü ortaklığıyla düzenlenen ...

Din-Toplum-Devlet İlişkileri: Laiklik ve Demokrasi

Din-Toplum-Devlet İlişkileri: Laiklik ve Demokrasi

Friedrich-Ebert-Stiftung Türkiye Temsilciliğinin ortaklığıyla düzenlediğimiz “Din-Toplum-Devlet İlişkileri: Laiklik ve Demokrasi” başlıklı seminer, çeşitli siyasal partiler ...

Akademik Yazım Atölyesi gerçekleştirdik!

PS:EUROPE 2017 bahar döneminin ilk sertifika programı olan Akademik Yazım Atölyesi’ni 11 Mart 2017 tarihinde ...

Akademik Yazım Atölyesi Başvuruları Başladı!

Avusturya merkezli, Avrupa Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü (PS:EUROPE), 2017 bahar döneminin ilk sertifika programını ...

PS:EUROPE Tea Talks #1

PS:EUROPE Tea Talks serisinin ilki 23 Şubat 2017 tarihinde Türkiye’nin saygın akademisyenleri ve genç sosyal ...

“Bilgi Kirliliği” Gölgesinde Anayasa Referandumu: Yanlışlar ve Doğrular Neler?

Anayasacılık tarihimizde kara bir sayfayı işgal edecek önemli bir kırılma döneminden geçiyoruz. Anayasa değişikliği süreci ...

Brown Bag “Küreselleşme ve Liberalizmin Geleceğini Düşünmek” Raporu

PS:EUROPE olarak gerçekleştirdiğimiz 5. Brown Bag toplantımızda güncel koşulların küresel, bölgesel ve ulusal düzeylerdeki neden ...